Ana içeriğe atla

Sürekli Bağlı, Derinden Kopuk: Ekran Uygarlığında Yalnızlığın Yeni Biçimi

 


Sürekli Bağlı, Derinden Kopuk: Ekran Uygarlığında Yalnızlığın Yeni Biçimi

Öz

Dijital çağın en büyük paradokslarından biri, temas kanallarını çoğaltırken yakınlığı garanti edememesidir. İnsan hiç olmadığı kadar erişilebilir, görünür ve çevrimiçi olarak bağlantılı hâle gelmiş; buna rağmen yalnızlık, sosyal izolasyon ve zayıf aidiyet hissi küresel ölçekte ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkmıştır. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 raporu, dünya genelinde yaklaşık her 6 kişiden 1’inin yalnızlık yaşadığını vurgularken; ABD Surgeon General danışma raporu, sosyal kopukluğun sağlık, üretkenlik ve toplumsal dayanıklılık üzerinde ağır sonuçları olduğunu belirtmektedir. Daha eski ama temel meta-analizler de sosyal ilişkilerin güçlülüğünü daha düşük ölüm riskiyle, yalnızlık ve sosyal izolasyonu ise daha yüksek mortalite riskiyle ilişkilendirmiştir.

Bu makalenin savı şudur: ekran uygarlığı yalnızlığı, bağlantının yokluğundan değil, bağın niteliğinin incelmesinden üretmektedir. Sorun, çevrimiçi temasın bizzat varlığı değildir; temasın giderek daha fazla ölçülebilir, karşılaştırılabilir, düşük sürtünmeli ve düşük yükümlülüklü sinyallere dönüşmesidir. Literatür de bu yönde karmaşık ama tutarlı bir resim sunar: internet ve sosyal medya, özellikle mevcut ilişkileri sürdürme, yeni bağlar kurma veya hareket kabiliyeti sınırlı gruplar için anlamlı destek sağlayabilir; ancak pasif, sorunlu, karşılaştırma-yüklü veya yüz yüze yakınlığın yerini alan kullanım biçimleri daha yüksek yalnızlık, daha düşük iyi oluş ve daha güçlü algılanan sosyal izolasyonla ilişkilidir.

Giriş

Yalnızlık, basitçe “insan azlığı” değildir. Daha doğru ifade şudur: yalnızlık, kişinin ihtiyaç duyduğu ilişki niteliği ile fiilen yaşadığı ilişki deneyimi arasındaki açıklıkta ortaya çıkar. Bu yüzden yoğun mesaj trafiği, takipçi sayısı, çevrimiçi görünürlük ya da sürekli bildirim akışı tek başına toplumsal yakınlık üretmez. Sosyal ilişkilerin sağlık ve yaşam süresi üzerindeki etkisini inceleyen büyük çalışmalar, meselenin nicelikten ibaret olmadığını uzun zamandır göstermektedir; sosyal ilişkilerin hem miktarı hem kalitesi ruhsal ve fiziksel sağlık için belirleyicidir. Sosyal izolasyonun ve yalnızlığın yalnızca psikolojik değil, kardiyovasküler hastalık, felç, bilişsel gerileme ve erken ölüm riskiyle de bağlantılı olduğu yönünde güçlü birikimli kanıt vardır.

Tam da burada dijital çağın tuzağı başlar: ekranlar, erişilebilirliği yakınlıkla, eşzamanlılığı sadakatle, görünürlüğü anlaşılmış olmakla karıştırmaya çok elverişlidir. Kişi sürekli temas hâlinde olabilir ama yine de duygusal olarak güvencesiz, karşılıksız ve derinden görülmemiş hissedebilir. Nörobilim düzeyinde bile sosyal yoksunluğun sıradan bir “eksiklik” olmadığı; akut izolasyonun, açlığın yiyecek isteği üretmesine benzer biçimde sosyal temas yönelimini artırdığı gösterilmiştir. Bu, yalnızlığın dekoratif bir kavram değil, insan organizmasının ciddi bir ihtiyaç alarmı olduğunu düşündürür.

1. Sürekli Bağlılık Neden Yalnızlığı Otomatik Olarak Çözmüyor?

Çünkü bağlılık ile bağ aynı şey değildir. Ekran uygarlığı, bireye düşük maliyetli ama yüksek frekanslı bir temas ekonomisi sunar: görüldü bilgisi, beğeni, kısa yanıt, hikâye, reaksiyon, çevrimiçi olma hâli, toplu içerik dolaşımı. Bunlar ilişki sinyalleridir; fakat her sinyal, ilişki derinliği üretmez. Dijital medya üzerine güncel derlemeler, sosyal medyanın iyi oluş üzerindeki etkisinin homojen olmadığını; nasıl, neden, kiminle ve hangi psikolojik eğilimlerle kullanıldığına göre değiştiğini göstermektedir. Bu nedenle “sosyal medya insanı yalnızlaştırır” cümlesi kaba; “sosyal medya insanı bağlar” cümlesi ise saftır. Doğru cümle, dijital ortamların bağı destekleyebileceği ama bağın yerini otomatik olarak tutamayacağıdır.

Nowland, Necka ve Cacioppo’nun etkili modeli burada özellikle önemlidir: sosyal internet kullanımı, mevcut ilişkileri güçlendirmek ve yeni ilişkiler kurmak için “ara istasyon” olarak kullanıldığında yalnızlığı azaltabilir; fakat sosyal acıdan kaçınma ve yüz yüze dünyadan geri çekilme aracı hâline geldiğinde yalnızlığı artırabilir. Bu, çok kritik bir ayrımdır. Yalnız insan internete girdiği için yalnızlaşmaz; bazen zaten yalnız olduğu için interneti, yüz yüze ilişkinin yerine geçecek biçimde kullanmaya başlar. Sorun teknoloji değil; teknolojinin ikame mi yoksa köprü mü işlevi gördüğüdür.

2. Ekran Uygarlığının Yalnızlık Mekanizmaları

İlk mekanizma pasif maruziyet ve sosyal karşılaştırmadır. Verduyn ve arkadaşlarının çalışmaları, sosyal ağların pasif tüketiminin, özellikle karşılaştırma ve kıyaslama kanalıyla öznel iyi oluşu zayıflatabildiğini göstermiştir; daha sonraki kuramsal güncellemeler de “aktif–pasif” ayrımının kaba ama hâlâ yararlı bir başlangıç olduğunu savunur. Kross ve arkadaşları da sosyal medyanın etkisinin, yalnızca süre değil kullanım biçimi üzerinden düşünülmesi gerektiğini vurgular. Bu nedenle akışa uzun süre maruz kalmak, kişinin yalnız olduğu için değil, başkalarının hayatıyla kendi sosyal ve duygusal konumunu sürekli kıyasladığı için kopukluk hissini yoğunlaştırabilir.

İkinci mekanizma algılanan sosyal izolasyonun artmasıdır. Primack ve arkadaşları, yüksek sosyal medya kullanımının genç yetişkinlerde daha yüksek algılanan sosyal izolasyonla ilişkili olduğunu gösterdi. Deneysel düzeyde ise Hunt ve arkadaşlarının çalışması, kullanımın günlük yaklaşık 30 dakikaya çekilmesinin yalnızlık ve depresyon düzeylerinde düşüşle ilişkili olabileceğini buldu; Tromholt’un Facebook’tan kısa süreli uzaklaşma deneyinde de iyi oluşta iyileşme gözlendi. Bu çalışmalar mucize kanıtlamıyor; fakat en azından bazı kullanıcılar için “daha çok bağlantı = daha çok iyilik” varsayımının yanlış olabileceğini gösteriyor.

Üçüncü mekanizma yer değiştirmedir. Hall ve Liu’nun değerlendirmesi, sosyal medyanın en güçlü biçimde başka medya etkinliklerini yerinden ettiğini, yüz yüze ilişkinin yerini almasının ise bağlama ve kullanım örüntüsüne göre değiştiğini savunur. Yani dijital zaman, her zaman dostluğu doğrudan çalmaz; fakat dikkat, sessizlik, derin sohbet, yüz yüze mevcudiyet ve karşılıklı yükümlülük gerektiren alanları aşındırabilir. Özellikle sosyal desteği zayıf bireylerde bu maliyet daha sertleşir. Fruehwirth ve arkadaşlarının 2024 çalışması da sosyal medyanın olumsuz etkilerinin özellikle zaten sosyal olarak daha izole öğrencilerde yoğunlaştığını gösterdi.

3. O Hâlde Dijital İletişim Hiç mi İşe Yaramıyor?

Hayır. En büyük hata burada yapılır. İnternet ve sosyal medya bazı koşullarda yalnızlığı gerçekten azaltabilir. Özellikle yaşlı yetişkinlerde internet kullanımının yalnızlığı düşürüp iletişim kolaylığı ve bağlılık hissiyle ilişkili olabileceğini gösteren bulgular var. Benzer şekilde, çevrim içi araçların, fiziksel hareketliliği sınırlı gruplar veya bakım kurumlarında yaşayan bireyler için anlamlı bağlantılar kurmada destekleyici rol oynayabildiğine dair literatür büyüyor. Dolayısıyla mesele, çevrimiçi temasın özünde sahte olması değildir. Mesele, bu temasın hangi ilişkisel mimari içinde gerçekleştiğidir.

Bu nedenle en dürüst sonuç şu olur: dijital iletişim, kalın bağların yerine geçtiğinde zayıflatıcı; kalın bağları sürdürme, genişletme veya erişilemeyen kişilere ulaşma işlevi gördüğünde destekleyici olabilir. Meta-analitik ve derleme çalışmalar da tek bir doğrusal etki yerine bu tür koşullu modelleri destekliyor. Örneğin sosyal ağ kullanımı ile yalnızlık arasındaki ilişkinin genel düzeyde zayıf ama anlamlı olabildiği; özellikle sorunlu ve pasif kullanım örüntülerinin daha olumsuz sonuçlarla bağlandığı gösterilmiştir. Aynı biçimde, ergen ruh sağlığı literatürü de geniş nüfus düzeyinde etkilerin çoğu zaman küçük ve heterojen olduğunu, ancak kırılgan alt gruplarda sonuçların daha ağırlaşabildiğini belirtir.

4. Ekran Uygarlığında Yalnızlığın Yeni Biçimi

Bugünün yalnızlığı çoğu zaman eski yalnızlık gibi görünmüyor. İnsan fiziksel olarak tek başına kalmadan da yalnız olabilir; mesaj kutusu doluyken de ilişkisiz hissedebilir; çevrimiçi görünürken de toplumsal olarak değersizleşmiş olabilir. Bu yeni biçimin temel özelliği, yüksek temas – düşük emniyet kombinasyonudur. Yani kişi sürekli sinyal alır ama az sayıda güvenilir, derin ve yük taşıyan bağ yaşar. Sosyal destek ile yalnızlık arasındaki güçlü ters ilişkiyi gösteren meta-analizler de zaten bu noktaya işaret eder: yalnızlığı belirleyen şey çıplak temas hacmi değil, destekleyici ve güvenilir ilişkisel bağdır.

Buradan çıkan sonuç serttir: ekran uygarlığı insanı doğrudan toplum dışına atmıyor; onu bazen ilişkinin seyreltilmiş bir versiyonu içine yerleştiriyor. Bu yüzden problem “çok az insanla konuşuyoruz” olmayabilir; problem, konuşmanın giderek daha fazla performatif, kesintili, ölçülebilir ve kolay terk edilebilir hâle gelmesidir. Sürekli bağlılık, bazen yalnızlığı çözmek yerine ona estetik bir kılıf geçirir. Kişi bu yüzden kendini daha da başarısız hissedebilir: çevrimiçi olarak hiç olmadığı kadar kalabalık bir dünyanın içinde neden hâlâ bu kadar kopuğum? Ekran çağının yalnızlığı tam da bu soruda yoğunlaşır.

Sonuç

Bu makalenin vardığı sonuç basittir ama hafif değildir: yalnızlığın dijital çağdaki krizi, bağlantı eksikliğinden çok, bağlantının niteliğinin aşınmasıdır. Yalnızlık bir “takipçi sayısı” problemi değildir; güvenilir yakınlık, karşılıklılık, aidiyet ve duygusal emniyet problemidir. Sağlam literatür, sosyal bağların insan sağlığı için temel olduğunu; yalnızlık ve izolasyonun ciddi sağlık sonuçları doğurduğunu; dijital iletişimin ise tek yönlü olarak ne kurtarıcı ne de yıkıcı olduğunu göstermektedir. En önemli ayrım şudur: ekranlar, ilişkiyi destekleyen araçlar olarak kaldığında değerli; ilişkinin yerine geçmeye başladığında ise yetersizdir.

Dolayısıyla ekran uygarlığında asıl soru “çevrim içi miyiz?” değil, “hangi bağları gerçekten taşıyoruz?” sorusudur. Geleceğin toplumsal sorunu internetsizlik değil; temas bolluğu içinde anlamlı yakınlığın kıtlaşması olabilir. Hakiki mesele de burada başlar.

Kaynakça 

  1. World Health Organization. (2025). Report of the WHO Commission on Social Connection: From Loneliness to Social Connection—Charting a Path to Healthier Societies.
  2. Office of the U.S. Surgeon General. (2023). Our Epidemic of Loneliness and Isolation: The U.S. Surgeon General’s Advisory on the Healing Effects of Social Connection and Community.
  3. Holt-Lunstad, J., Smith, T. B., & Layton, J. B. (2010). Social Relationships and Mortality Risk: A Meta-analytic Review. PLoS Medicine, 7(7), e1000316.
  4. Holt-Lunstad, J., Smith, T. B., Baker, M., Harris, T., & Stephenson, D. (2015). Loneliness and Social Isolation as Risk Factors for Mortality: A Meta-Analytic Review. Perspectives on Psychological Science, 10(2), 227–237.
  5. Umberson, D., & Montez, J. K. (2010). Social Relationships and Health: A Flashpoint for Health Policy. Journal of Health and Social Behavior, 51(Suppl), S54–S66.
  6. Cacioppo, J. T., Cacioppo, S., Capitanio, J. P., & Cole, S. W. (2015). The Neuroendocrinology of Social Isolation. Annual Review of Psychology, 66, 733–767.
  7. Tomova, L., Wang, K. L., Thompson, T., Matthews, G. A., Takahashi, A., Tye, K. M., & Saxe, R. (2020). Acute Social Isolation Evokes Midbrain Craving Responses Similar to Hunger. Nature Neuroscience, 23, 1597–1605.
  8. Valtorta, N. K., Kanaan, M., Gilbody, S., Ronzi, S., & Hanratty, B. (2016). Loneliness and Social Isolation as Risk Factors for Coronary Heart Disease and Stroke: Systematic Review and Meta-analysis of Longitudinal Observational Studies. Heart, 102(13), 1009–1016.
  9. Nowland, R., Necka, E. A., & Cacioppo, J. T. (2018). Loneliness and Social Internet Use: Pathways to Reconnection in a Digital World? Perspectives on Psychological Science, 13(1), 70–87.
  10. Kross, E., Verduyn, P., Sheppes, G., Costello, C. K., Jonides, J., & Ybarra, O. (2021). Social Media and Well-Being: Pitfalls, Progress, and Next Steps. Trends in Cognitive Sciences, 25(1), 55–66.
  11. Verduyn, P., Gugushvili, N., & Kross, E. (2022). Do Social Networking Sites Influence Well-Being? The Extended Active-Passive Model. Current Directions in Psychological Science, 31(1), 62–68.
  12. Hall, J. A., & Liu, D. (2022). Social Media Use, Social Displacement, and Well-Being. Current Opinion in Psychology, 46, 101339.
  13. Valkenburg, P. M. (2022). Social Media Use and Well-Being: What We Know and What We Need to Know. Current Opinion in Psychology, 45, 101294.
  14. Primack, B. A., Shensa, A., Sidani, J. E., et al. (2017). Social Media Use and Perceived Social Isolation Among Young Adults in the U.S. American Journal of Preventive Medicine, 53(1), 1–8.
  15. Hunt, M. G., Marx, R., Lipson, C., & Young, J. (2018). No More FOMO: Limiting Social Media Decreases Loneliness and Depression. Journal of Social and Clinical Psychology, 37(10), 751–768.
  16. Tromholt, M. (2016). The Facebook Experiment: Quitting Facebook Leads to Higher Levels of Well-Being. Cyberpsychology, Behavior, and Social Networking, 19(11), 661–666.
  17. Shakya, H. B., & Christakis, N. A. (2017). Association of Facebook Use With Compromised Well-Being: A Longitudinal Study. American Journal of Epidemiology, 185(3), 203–211.
  18. Verduyn, P., Lee, D. S., Park, J., et al. (2015). Passive Facebook Usage Undermines Affective Well-Being: Experimental and Longitudinal Evidence. Journal of Experimental Psychology: General, 144(2), 480–488.
  19. Zhang, L., et al. (2022). Social Networking Site Use and Loneliness: A Meta-Analysis. The Journal of Psychology. DOI: 10.1080/00223980.2022.2101420.
  20. Zhang, X., & Dong, S. (2022). The Relationships Between Social Support and Loneliness: A Meta-analysis and Review. Acta Psychologica, 227, 103616.
  21. Cotten, S. R., Anderson, W. A., & McCullough, B. M. (2013). Impact of Internet Use on Loneliness and Contact With Others Among Older Adults: Cross-Sectional Analysis. Journal of Medical Internet Research, 15(2), e39.
  22. Leist, A. K. (2013). Social Media Use of Older Adults: A Mini-Review. Gerontology, 59(4), 378–384.
  23. Fruehwirth, J. C., Gorman, B. L., & Perreira, K. M. (2024). The Effect of Social Media Use on Mental Health of College Students During the Pandemic. Health Economics, 33(10), 2229–2252.
  24. Odgers, C. L., & Jensen, M. R. (2020). Annual Research Review: Adolescent Mental Health in the Digital Age: Facts, Fears, and Future Directions. Journal of Child Psychology and Psychiatry, 61(3), 336–348.
  25. Shannon, H., Bush, K., Villeneuve, P. J., Hellemans, K. G. C., & Guimond, S. (2022). Problematic Social Media Use in Adolescents and Young Adults: Systematic Review and Meta-analysis. BMC Psychiatry, 22, 686.

YAZARLAR: Naci YETKİNLER, Selim ARAS, Ekin AREL, Mehmet YILMAZ, Mert KARACA, Deniz ERDEM

© 2026 Kenar Notları Blog. Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntılanamaz, kopyalanamaz ve yeniden yayımlanamaz.

Yorumlar

En Çok Okunanlar

RTX 4060 vs RX 7600: Nisan 2026 Türkiye fiyatlarına göre hangisi alınır?

RTX 4060 vs RX 7600: Nisan 2026 Türkiye fiyatlarına göre hangisi alınır? RTX 4060 ve RX 7600’ü Nisan 2026 Türkiye fiyatları, 1080p performansı, ray tracing gücü ve fiyat-performans dengesiyle karşılaştırdık. 2026’da ekran kartı tarafında en çok kafa karıştıran eşleşmelerden biri RTX 4060 ile RX 7600 arasında yaşanıyor. Çünkü iki kart da kâğıt üstünde aynı kullanıcıya sesleniyor: 8 GB GDDR6 belleğe sahipler, 128-bit veri yolu kullanıyorlar ve doğrudan 1080p oyunculuğu hedefliyorlar. Fakat satın alma anında denge bozuluyor. NVIDIA tarafı daha düşük güç tüketimi, daha güçlü ray tracing ve DLSS ekosistemiyle öne çıkarken; AMD tarafı çoğu zaman daha agresif Türkiye fiyatlarıyla masaya geliyor. Bu yüzden mesele yalnızca “hangi kart daha hızlı?” sorusu değil. Asıl soru şu: 2026 Türkiye pazarında, sınırlı bütçeyle sistem toplayan bir oyuncu için fazla para vermeye gerçekten değer mi? Bu yazıda RTX 4060 ve RX 7600’ü teknik tablolarla boğmadan; 1080p performansı, özellik farkı, güç verimliliği v...
  Her Şey Kolaylaştı, Peki Neden Bu Kadar Tükendik? Konfor Rejimi, Kesintiye Uğramış Dikkat ve Modern Yorgunluğun Mantığı Modern çağın en büyük aldanmalarından biri, teknik kolaylaşmayı varoluşsal hafifleme ile karıştırmasıdır. Evet, hayatın pek çok işlemi hızlandı: para transferi için banka kuyruğunda beklemiyoruz, bilgiye ulaşmak için kütüphane katalogları arasında kaybolmuyoruz, bir mesajın iletimi için günler harcamıyoruz. Fakat tam da burada kavramsal bir hata başlıyor: işlem maliyetinin düşmesi, hayat maliyetinin düştüğü anlamına gelmez. Hartmut Rosa’nın modernliği tarif ederken işaret ettiği “hızlanan hayat” ve “şimdinin daralması” fikri ile Judy Wajcman’ın dijital kapitalizm altında meşguliyetin kültürel olarak yüceltilmesine dair teşhisi birlikte okunduğunda, mesele daha açık görünür: teknoloji yalnızca zaman kazandırmaz; aynı zamanda zamanın üzerine yeni normlar, yeni beklentiler ve yeni tempo zorunlulukları bindirir. Byung-Chul Han’ın “başarı toplumu” ve Jonathan Crary’n...

Türkiye 5G’ye Geçti; Peki Neden Herkes Aynı Sıçramayı Hâlâ Hissetmiyor?

  Türkiye 5G’ye geçti ama neden herkes aynı farkı hissetmiyor? 1 Nisan 2026 sonrası kapsama, hız, frekans, operatör stratejileri ve cihaz uyumu üzerinden net bir analiz. Türkiye 5G’ye geçti. Bu artık bir gelecek vaadi değil, resmî olarak başlamış bir dönem. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın açıklamasına göre 1 Nisan 2026 itibarıyla 81 ilde kademeli 5G hizmeti devreye alındı; ülkede 32 milyondan fazla 5G uyumlu cihaz bulunuyor ve yaklaşık 21 milyon abone bu teknolojiyle temas etmiş durumda. Aynı resmî çerçeve, 5G’nin iki yıl içinde ülkenin her noktasına yayılmasının hedeflendiğini de söylüyor. Yani “Türkiye 5G’ye geçti” cümlesi doğru; ama “Türkiye’nin her yerinde herkes aynı 5G deneyimini yaşıyor” cümlesi şu aşamada doğru değil. Sorunun özü tam burada başlıyor. Türkiye 5G’ye geçti denildiğinde birçok kullanıcı tek bir şeyi bekliyor: telefonun bir anda bariz şekilde hızlanması. Oysa sahadaki gerçek daha sert. 5G, bir açma-kapama düğmesi değil; kapsama, frekans, spektrum miktarı, ba...

2026’da 8 GB VRAM Hâlâ Yeterli mi? 1080p Oyunculuk İçin Net Cevap

  Giriş: 8 GB VRAM konusu neden tekrar gündemde? Bir süre önce 8 GB VRAM, orta sınıf ekran kartları için fazla tartışılmayan bir kapasiteydi. Bugün aynı kapasite yeniden masaya yatırılıyor; çünkü yeni oyunlar sadece ortalama FPS üretmeyi değil, yüksek doku kalitesi, daha istikrarlı frametime ve daha temiz 1% low değerleri de talep ediyor. PC Gamer’ın 2026 testinde 8 GB kartların hâlâ “oynanabilir” kalabildiği, özellikle 1080p’de iş görebildiği görülüyor; ama aynı testte 16 GB sürümlerin belirgin biçimde daha pürüzsüz çalıştığı da açıkça vurgulanıyor. Yani mesele artık “oyun açılıyor mu” değil, “oyun ne kadar rahat çalışıyor” sorusuna kaymış durumda.   Tartışmayı büyüten ikinci neden, yeni kartların artık doğrudan bu fark üzerinden konuşulması. NVIDIA, RTX 5060’ı 8 GB bellekle sunuyor; RTX 5060 Ti tarafında ise 8 GB ve 16 GB varyantları birlikte yer alıyor. AMD cephesinde de RX 9060 XT hem 8 GB hem 16 GB seçenekleriyle geliyor. Yani üreticiler artık aynı performans sınıfında fa...

Dijital Çağda Hakikat Krizi: Gerçeği mi Görüyoruz, Bize Gösterileni mi?

  Dijital Çağda Hakikat Krizi: Gerçeği mi Görüyoruz, Bize Gösterileni mi? Öz Dijital çağda hakikat krizini yalnızca “yanlış bilginin çoğalması” şeklinde okumak yetersizdir. Daha derindeki dönüşüm, kamusal alanda neyin görünür olacağına, hangi bilginin hangi bağlam içinde dolaşıma gireceğine ve hangi iddianın hangi hızla doğrulanacağına karar veren epistemik altyapının platformlar, algoritmalar ve dikkat ekonomisi tarafından yeniden kurulmasıdır. Bu nedenle kriz, gerçeğin ontolojik olarak ortadan kalkması değil; gerçeğe erişim, doğrulama ve kamusal ağırlık kazanma koşullarının istikrarsızlaşmasıdır. Ampirik literatür bir yandan yanlış bilginin çevrimiçi ağlarda daha hızlı ve daha geniş yayıldığını, diğer yandan bu maruziyetin bütün kullanıcılara eşit dağılmadığını; daha çok belirli, yoğun ve kutuplaşmış kümelerde toplandığını göstermektedir. Dolayısıyla mesele, “her yer sahte bilgi dolu” klişesinden daha karmaşıktır: Dijital hakikat krizi, yanlış içeriğin hacminden çok, görünürlük...